27/4/2008 · Ne GeCMiS TüKeNDi Ne YaRiNLaR.. HaYaT YeNiLeR BiZLeRi. GeCSeDe YoLuMuZ BoZKiRLaRDaN DeNiZLeRe CiKaR SoKaKLaR...... SeNiN ICiN SaYFaLaRiMDa BiR DüNYa SaKLaDiM.. HaDi..YüReGiNi EG,BaSiNi OMZuMa DeViR USuLCa UCuNDaN TuT HaYaTiN.. SaYFaYi CeViR.. Kategori: Bilgi Yumurcagi

aşk

NESNE İNSANLAR (1): SEVGİLİLER, EŞLER...


“Harika biriyle tanıştım...  Bana özel olduğumu hissettirdi...”

Gülümsüyorum. Öyle mutlu ki! İnsana “özel” olduğunun hissettirilmesi, hoş bir şey olsa gerek... de acaba “özel” olmakla kastettiği, nedir?

Her gün onlarca insanla karşılaşıyoruz... ve bunların çoğu, bizim için nesnedir. Hiç tanımadığımız insanları nesneleştirmek, kendimizi koruyabilmemiz için muhtemelen gereklidir de.

Kafamı kaşıyorum. Acaba aslında kastettiği, “bana özne olduğumu hissettirdi” olabilir mi?

Karşılaştığımız insanları nesne olarak değil, özne olarak görmek, işimize gelmeyebilir; hatta özneleştirdiklerimizin arkasından, “ah, keşke nesne kalaydı” dediğimiz, muhtemelen çok olmuştur. Çöpçüyü bir temizlik nesnesi olarak görmeyip, onunla günaydınlaşmaya başlasak, bir daha sokakta yerlere çöp atabilir miydik?

Peki, ya yakınımızdakiler? İş arkadaşlarımız... sevgilimiz... eşimiz... çocuklarımız... ana-babamız...?

İnsanları nesneleştirmek, o kadar sinsi bir insanlık durumu ki, bunun farkına bile varmayız. İsabet! Böyle bir şeyin farkına varmak hakikaten de pek hoş olmasa gerek: Hayatı boyunca sevdiğini sandığı eşini / sevgilisini / dostunu / yakınını “meğerse bir nesne olarak görüyormuş” olduğunu  kim kabul etmek ister?

Hakikaten talihsiz isek, hayatımız boyunca hiç kimseyi özne olarak görmeyi başaramayız. Bu durum bizim için talihsizlik ise, çevremizdekiler için tam bir felakettir. (Bu konuyu başka bir yazıda daha ayrıntılı olarak ele alacağım).

“Özne” derken ne demek istediğimi mi soruyorsunuz? Valla, “özne eşittir birey” deyip işin içinden çıkmak isterdim, ama kolaya kaçmayacağım – kaldı ki ikisi aynı şey değil. Konuyu biraz deşmeye, deşerken de anlamaya çalışayım.... 

Galiba birini özne olarak kabul etmek, öncelikle, kafamızda, onu ait gördüğümüz insan kategorisiyle (“eş”, “dinci”, “evlat”, “Kürt”, “baba”,  “erkek”, “Galatasaraylı”, “feminist”, “sevgili”, “köylü”, “Arap”, “Laz”, “kadın”, “Hıristiyan”, “Kemalist”, “anne”, “eşcinsel”, vb) asla bağlantılandırmamaktan geçer. Yani onu hiçbir kategoriye sokmamaktan. Yani ona hiç, ama hiçbir rol biçmemekten. 

Uzun zamandır birlikte olmuş insanlar için soru, belki de çok basit: “Onu gerçekte ne kadar tanıyorum?” Bunca yıllık eşimizi iş arkadaşlarının ağzından dinlediğimizde, sanki bambaşka birinden söz ediliyordur: Evdeki o somurtkan kadın, işyerinde herkesi kahkahaya boğan neşeli biridir. Belki de kadıncağız aynı evi paylaştığı nesne-eşe, neşeli yönünü gösterememektedir... çünkü (a) kadının kendisi kocasını veya kendisini (“karı” rolünde) nesneleştirmektedir, (b) kocanın kendisini nesne olarak gördüğünün farkındadır, (c) her ikisi de birbirini nesneleştirmektedir.  

Peki, ya yeni tanışan, karşı cinsten iki genç insan? Birbirlerine nesne gibi mi davranacaklar?  Şart değil... Yeni tanıştıklarımızı bir şekilde kategorize etmemiz, sanırım kaçınılmaz... Ama burada sorulacak soru, belki de şudur: “Onu tanımaya, özne olarak kabul etmeye ne kadar hazırım?”

Özne olarak gördüğümüz kişinin sözlerini, davranışlarını gerçek bir anlama ve tanıma çabasıyla dinleriz, anlamlandırırız, sorular sorarız. Onu tanıma çabamız, bu anlamda turnusol kâğıdı gibidir. Sadece şeklen aşina olduğumuz, kişiliğini, içini tanımak için hiçbir çaba harcamadığımız birini sevemeyiz ki! Özne olarak tanımak birini, emek ister.

Buna karşılık onu nesneleştirerek “sevgili” diye yaftaladıysak, kafamızdaki “sevgili” kategorisinin gereklerini derhal yerine getirmeye başlarız. Sevgililik ilişkisi bizim için “mülkiyet” üzerine kuruluysa, daha tanıştığımız an karşımızdakine  -bir özne olarak kişiliğine, verdiği işaretlere aldırmadan-  bize ait bir nesneymiş gibi davranma hakkını kendimizde görürüz.

Esasında, galiba hepimiz nesne olarak davranılmaya o kadar alışığız ki, tepedeki cümle, (“harika biriyle tanıştım... bana özel olduğumu hissettiriyor...”) iki şekilde anlaşılabilir: (a) Yeni sevgili bize hakikaten özne gibi davranıyordur ve bu bizi mutlandırmıştır... Ya da (b) bize nesne gibi davranıyordur ve biz nesne olarak davranılmaya şartlandığımızdan, bunu “özel” hissetme vesilesi yapıyoruzdur...

Bu ikinci ihtimalin aklıma getirdiği ilk örnek, kıskançlık... (“harika biriyle tanıştım... bana özel olduğumu hissettiriyor... bir görsen, beni nasıl kıskanıyor...”) Oysa kıskançlık, nesneleştirmenin en açık göstergesidir – mülkiyet arzusuna dayalıdır. (“Sen benimsin, bana aitsin. Sadece benimle ilgilenebilirsin.”) Evet, kıskançlık insanî bir duygu olabilir, ama bizi kızdıran birine bağırma, onun kalbini kırma, hatta onu öldürme arzusu da insanîdir. Bu demek değildir ki o duyguya aklımızla, sağduyumuzla hükmetmemiz gerekmiyor.

Buradan “ego” meselesine geldik. Kıskançlığımıza, öfkemize, kalp kırma arzumuza yenik düşmek, karşımızdakini nesneleştirdiğimiz anlamına gelir, çünkü kendi egomuzdan taviz veremiyoruzdur... Öfkemizin derhal o anda ifade bulması, karşımızdakinin duygularının kollanmasından daha önemli, daha önceliklidir. Çünkü biz önemliyizdir, karşımızdaki ise (bize kıyasla) önemsiz... Çevremizdeki herkes, varsın bizi dünyanın en iyi insanı olarak bilsin - “nesne” olarak gördüğümüz tek bir kişi varsa, zulmümüzü ona kusarız... o kişi bizim için bir özne değil, boksörün, kendini kontrol etme gereği duymadan, serbestçe yumruklayabileceği kum torbasıdır. Gücümüzü ancak bu şekilde hissederiz, hissettiğimizi sanırız.

Belki de egomuzla bu kişiyi o kadar içselleştirmiş, o kadar kendi benliğimize mal ve dahil etmişizdir ki, aslında kendimizi yumruklamak istediğimiz zamanlarda, kendimizi karşımızdakinin suretinde yumrukluyoruzdur. Attığımız her yumruktan sonra canımızın yanması, belki de bunun göstergesidir. Bu durumu aklımızı kullanarak görmezsek, karşımızdakine, özne olarak görülme şansının hiç olmadığı mesajını verebiliriz.

O halde kişinin, karşısındakini özne olarak görmesi ve ona saygıyla davranması, kendi gücünün ve özsaygısının da göstergesi olsa gerek. 

Birini “nesne” olarak görmenin diğer boyutu da, “karşı taraftan beklenti” kavramı ile bağlantılı olsa gerek.

“Beklenti” deyince, sadece atfedilen roller değil, “zaman” faktörü de devreye girer – geçmişimizden kurtulamamak...

“Nesne” olarak gördüklerimizin, birer robot gibi, kafamızdaki kategoriye uyan davranışlar içinde olmalarını bekleriz hep – ki o kategoriye uygun düşen sıfatları, geçmiş deneyimlerimizle yıllar boyu inşa etmişizdir – ve geçmişimizdeki kişilerle sürekli kıyaslamalar yaparız. Nasıl olsa hepsi aynı tornadan çıkmıştır.

Eski sevgili, bizi canımızdan bezdirecek kadar kıskanç biri miydi? O halde karşımızdaki (yeni sevgili) de kıskanç olmak zorundadır. İradesiz bir robot gibi, buna o kadar iyi programlanmışızdır ki (burada “kendimizi nesneleştirmek” konusu devreye giriyor - bunu da başka bir yazıda ele alacağım), karşımızdakinin zerrece kıskanç olmamasına tahammül edemeyiz – böyle bir durumla, yani karşımızda bir “özne” olması durumuyla nasıl baş edeceğimizi bilememekteyizdir. Bu kez, kıskançlıkla savaşmaya programlanmış beynimiz, karşımızdakinin en ufak bir hareketinde ısrarla kıskançlık göstergeleri aramaya başlar, bulduğunu sandığı her gösterge kırıntısında da “Hah! İşte sen de kıskancın tekisin!” diye, adeta zafer kazanmış gibi hissettirir bizi.     

Bireysel anlamda karşımızdakinin kusurlarını hep tekrarlamasını beklemek de, onu nesneleştirmektir. Herhangi bir tartışmada yer alabilecek en zehirli cümle, “sen zaten eskiden beri hep...” diye başlayan, karşımızdakini robot olarak gördüğümüzün tescili olan cümledir... Oysa özneler robot değildirler, değişirler. Zaman içinde kendilerini değiştirebilirler. 

Galiba bütün mesele, karşımızdaki insanı geçmişle bağlantılı olarak değil, “şimdi, burada” olduğu haliyle görmekte yatar... Yeni tanıştıklarımızla bunu başarmak, çok da zor olmayabilir. Buna karşılık yakınlarımızla ortak bir geçmişimiz olduğu için, “şimdi, burada” kuralını uygulamak daha zordur. Geçmiş hep aklımıza geldiği içindir ki yedi kat yabancılara daha tahammüllüyüzdür.

Özne olduğumuzu hissetmek, hepimiz için ne kadar da büyük bir ihtiyaç, ne kadar da derin bir özlem olsa gerek... 

Belki de işin sırrı, kırk yıl aynı yastıkta kocamış olduğumuz eşimizle bile her sabah yatakta karşılaştığımızda, kendi bireysel geçmişimizi arkada bırakarak; karşımızdaki insanı cinsiyetinden, kimliklerinden, bütün o inişli-çıkışlı ortak geçmişimizden arındırarak, onu karşımızda kırılgan, bir o kadar da değişken, içinde derin bir duygu dünyası barındıran bir insan haliyle görerek, onunla o an ilk kez tanışıyor gibi, birbirimizi yeniden keşfedecekmişiz gibi günaydınlaşmak.   

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

27/4/2008 · Ne GeCMiS TüKeNDi Ne YaRiNLaR.. HaYaT YeNiLeR BiZLeRi. GeCSeDe YoLuMuZ BoZKiRLaRDaN DeNiZLeRe CiKaR SoKaKLaR...... SeNiN ICiN SaYFaLaRiMDa BiR DüNYa SaKLaDiM.. HaDi..YüReGiNi EG,BaSiNi OMZuMa DeViR USuLCa UCuNDaN TuT HaYaTiN.. SaYFaYi CeViR.. Kategori: Bilgi Yumurcagi

Şiir

Düşünüyorumda .....
Seni hiç tanımasaydım;
Sensiz bu hayattan zevk almayacaktım;
Seninle başladı mutluluklar, Umutlar ve en tatlı aşklar.....
ve su gibi geçti zamanlar...
Senin aşkına umut bağladım.
Sana aşık oldum, sana ölesiye bağlandım.
YEMİN EDİYORUM....
Seni, senden çok sevdim...
Düşünemeyeceğin kadar çok...

Düşünüyorumda.....
Seni hiç tanımasaydım;
Sensizliği yaşamayacaktım.
Ne kabuslar uykularımı bölecekti;
Ne de dayanılmaz acılar , içime dolacaktı....
ve çaresizliği yaşamayacaktım.
Şimdi çok yanlızım;
Sensiz ben.....
Ölümden öte köy var mı diyorlar?...
Ben, SENSİZLİK, SENSİZLİK diyorum.
Sen beni belkide unuttun ama;
BEN SENİ, BİR TÜRLÜ UNUTAMIYORUM!.....

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

27/4/2008 · Ne GeCMiS TüKeNDi Ne YaRiNLaR.. HaYaT YeNiLeR BiZLeRi. GeCSeDe YoLuMuZ BoZKiRLaRDaN DeNiZLeRe CiKaR SoKaKLaR...... SeNiN ICiN SaYFaLaRiMDa BiR DüNYa SaKLaDiM.. HaDi..YüReGiNi EG,BaSiNi OMZuMa DeViR USuLCa UCuNDaN TuT HaYaTiN.. SaYFaYi CeViR.. Kategori: Bilgi Yumurcagi

Kırık kalp

KaLbİmİ  GeRi  VeRmE ...

 

 

 

Bana kalbimi geri verme son bir hatıra benden sana kırık bir kalp

 

Bir parçası bende diğeri sende bana kalbimi geri verme

 

Baktıkça beni hatırla gözyaşlarımı hatırla sen giderken

Ve ölümü hatırla beni anarken

 

Hatırlıyormusun bilmem ilk tanıştığımız gün

Elinde tuttuğun kırık kalbim pıt pıt atıyordu

 

Nasıl yanıyordu bir bilsen aşk ateşiydi bu beni büyüleyen

Kalbimi sarhoş eden

 

Sana da oluyormuydu bilmem

 

Hiç Ayrılmayacağımızı düşünüyordum

 

Kim bilebilirdi ki

 

Bu heyecanlı aşkla yanan kalbin

 

Birgün parçalanacağını

 

Kalbimi sana verdim çünkü sana güvendim

 

Kalbimi sana verdim çünkü

 

Biliyordum düşürüp kırmazsın onu

 

Ama onu unutacağın hiç aklıma gelmedi

 

Bir tren rayı üzerine

 

Şimdi parçalanan kalbim

 

Al

 

SENİN OLSUN!!!!!!

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

27/4/2008 · Ne GeCMiS TüKeNDi Ne YaRiNLaR.. HaYaT YeNiLeR BiZLeRi. GeCSeDe YoLuMuZ BoZKiRLaRDaN DeNiZLeRe CiKaR SoKaKLaR...... SeNiN ICiN SaYFaLaRiMDa BiR DüNYa SaKLaDiM.. HaDi..YüReGiNi EG,BaSiNi OMZuMa DeViR USuLCa UCuNDaN TuT HaYaTiN.. SaYFaYi CeViR.. Kategori: Bilgi Yumurcagi

Aşk Acısı


 

Aşk Acısı

 

Seni ilk gördüğüm an
Seninle ilk buluştuğum an
Bir acı saplandı kalbime
Tarifi imkansız bir acı
Bir an düşündüm ALLAH’ım nedir bu acı diye
Herhalde aşk denilen illetin
Evet, Aşk denilen o yaranın acısı
Bu öyle bir acıki
İnsanı, Seveni, Sevmeyi bileni
Hayata küstürüp
Hergün mahveden işte o acı
Aşk acısı
öyle bir acıki
Tatmak bir zulüm
Tatmamak bir acı
Bence aşk acısı
Dünyanın en büyük acısı
 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

27/4/2008 · Ne GeCMiS TüKeNDi Ne YaRiNLaR.. HaYaT YeNiLeR BiZLeRi. GeCSeDe YoLuMuZ BoZKiRLaRDaN DeNiZLeRe CiKaR SoKaKLaR...... SeNiN ICiN SaYFaLaRiMDa BiR DüNYa SaKLaDiM.. HaDi..YüReGiNi EG,BaSiNi OMZuMa DeViR USuLCa UCuNDaN TuT HaYaTiN.. SaYFaYi CeViR.. Kategori: Bilgi Yumurcagi

Dostluk

DOSTLUK

Dost dediğin yaren ile yoldaştır
Belki arkadaştır belki kardeştir
Belki ana baba belki de eştir
Dostluk öyle kolay kurulmuyor ki

Dostluk yaren ile gönül bağıdır
Dostluk duyguların olgun çağıdır
Dostluk bir yemeğin belki yağıdır
Dostluk öyle kolay kurulmuyor ki

Dostluk para ile alıp satılmaz
Elinin tersiyle hemen itilmez
Dostluk bozulursa rahat yatılmaz
Dostluk öyle kolay kurulmuyor ki

Dost olmak özüyle belki barışmak
Sevgiyle güvenle aşkla karışmak
Kendine güvenmek belki konuşmak
Dostluk öyle kolay kurulmuyor ki

Elemde kederde güzel şeylerde
Dağlarda şehir de belki köylerde
Yaşamın sürdüğü her türlü yerde
Dostun olmaz ise yaşanmıyor ki

Dostların yanında rahat edersin
Çok rahat konuşur her şeyi dersin
Dostluk çok önemli sen de bilirsin
Dostluk öyle kolay kurulmuyor ki

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::